15-16 Haziran : Büyük işçi direnişi

0
702
15-16 Haziran

15-16 Haziran Direnişi bundan 46 yıl önce devlet eliyle sendikal bürokrasinin güçlendirilmesine karşı işçilerin isyanıydı. Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran Direnişi, pek çok yönüyle bugün öğretmeye devam ediyor. Başta metal olmak üzere pek çok işkolundan işçinin bugün sendikal bürokrasiye açtığı savaş, işçilerin kendi tarihini yeniden hatırlamasını da zorunlu kılıyor.

1970 yılında CHP ve AP’li milletvekilleri 274 sayısı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Grev ve Lokavt Kanununda değişiklik yapılması için ayrı ayrı taslak hazırladı. Bu taslaklar komisyonda birleştirilerek tek taslak haline getirildi ve Mecise sevk edildi. “Güçlü sendikacılık yaratılması” iddiasıyla gündeme gelen değişikliğin asıl amacı sendikal örgütlenmenin ve grev hakkının kısıtlanmasıydı. Komisyondan büyük bir gizlilikle geçirilen tasarı için bilim insanlarının ve sendikacıların görüşü alınmadı.

Tasarıyla 274 sayısı Sendikalar Kanununda şu değişiklikler getiriliyordu:

* Bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için o işkolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye kaydetmiş olması gerekir.

* İşçi federasyonlarının faaliyet gösterebilmesi için o işkolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye kaydetmiş olması gerekir.

* İşçi konfederasyonu kurulabilmesi için daha önce sözü edilen sendika ve federasyonların üçte birini, sendikalı işçilerin üçte birini üye yapması gerekir.

* Sendika üyeliğinden ayrılabilmek için tek tek noter karşısına çıkmak gerekir.
Sendika kurmak için en az üç yıl işyerinde çalışmak gerekir.

* Uluslararası işçi kuruluşlarına ancak en fazla işçiyi barındıran konfederasyon üye olabilir.

Mecliste yapılan görüşmelerde 4 ret oyuna karşılık 230 oyla yasa kabul edildi.
Bu maddelerin hepsi DİSK’te somutlanan işçilerin mücadeci anlayışını ve inisiyatifini kırmak ve sendikal harekette Türk-İş diktası getirmek için getirilmişti. Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk’ün “Çok yakında DİSK’in çanına ot tıkayacağız” açıklaması bunun net ifadesi oldu. Patronlar da bu yasa değişikliğinin arkasındaydı.

İŞYERLERİNDE KOMİTELER KURULDU

DİSK üyesi işçiler ise bu tasarıyı sert bir şekilde tartışırken, verilecek mücadeleler için işyerlerinde Anayasal Direniş Komiteleri adı verilen komiteler kurdu. 13 Haziran’da DİSK’e bağlı sendikaların yönetim kurulları ile işyeri temsilcilerinin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Tasarının Mecliste kabul edilmesinden 4 gün sonra 15 Haziran 1970’te protesto eylemleri başladı. İlk gün 70 bin işçi ilk önce fabrikalarına girip çalışmadan beklediler. Daha sonra fabrika dışına çıkarak yürüyüşe geçti.

Anadolu Yakası’nda Ankara Asfaltı üzerinde bulunan fabrikaların işçileri, Kartal’a doğru yürüyüşe geçti. Eylemlere Avrupa yakasındaki işçiler de katıldı. Eyüp bölgesindeki işçiler Topkapı’ya yürüdü. Bakırköy’deki fabrikalarda çalışanlar Londra Asfaltı’nı trafiğe kapattı. Levent bölgesindeki işçiler de Şişli-Taksim yönüne yürüdü. İstanbullu işçiler eylemler sırasında gözaltına alınan iki arkadaşlarını da protestolarla serbest bıraktırdı.

İşçiler Başbakan Süleyman Demirel’in kardeşi Şevket Demirel’in ortağı olduğu Haymak fabrikasını işgal edince Kartal Maltepe’deki 2. Zırhlı Tugay’a ait birlikler fabrikayı kuşattı.

Tuzla-Çayırova fabrikalarından çıkan işçiler de yolu keserek Gebze’ye doğru yürüyüşe geçti. İzmit bölgesindeki işçimler de iki koldan İzmit’e yürüdü.

150 BİN İŞÇİ SOKAKTAYDI

16 Haziran 15 Haziran’a göre daha görkemliydi. Kimi verilere göre işçi sayısı 150 bini geçmişti ve Türk-İş yasanın arkasında olduğunu açıklasa da Türk-İş üyesi işçilerin sayısı DİSK üyelerini geçmişti. İstanbul’da işçiler üç koldan yürüyüşe geçti. Cağaloğlu’na gelen işçiler buradan Valiliğe yürümek istedi. İşçilerin yolu zırhlı askeri birlikler tarafından kesildi. İşçilerin bir kısmı bu barikatı aşarak Valiliğin önünden Eminönü’ye indi. Topkapı’dan gelen bir başka işçi kolu ise Unkapanı köprüsüne ulaştı. Beyoğlu ve İstanbul yakalarından gelen işçilerin birleşmesini engellemek amacıyla yetkililer Galata ve Unkapanı köprülerini açtı. Bunun üzerine bazı işçiler motorlarla Beyoğlu tarafına geçti. Geçemeyenler ise yeniden Topkapı tarafına doğru yürüdü. Levent ve Mecidiyeköy’de de kitlesel yürüyüşler yapıldı.

Anadolu Yakası’nda ise iki koldan yürüyüş yapıldı. Üsküdar yönüne yürüyen işçiler polis barikatının kurulması üzerine polisle çatıştı. Polisin silah kullanmasına karşın dağılmayan işçiler barikatı aşarak yola devam etti. Üsküdar’a ulaşan bu kol vapur seferlerini iptal edilmesi nedeniyle Avrupa yakasına geçemeyince Paşabahçe-Beykoz yönüne yürüdü. Kartal istikametinden gelen ikinci kol ise bölgedeki fabrikalardan katılımlarla daha da büyüdü. Kartal’da polis barikatı kurulurken, Çayırova’dan gelen işçiler Kartal’a yürüyüşe geçti. Katılımlar sürekli artarken çok büyük bir işçi kitlesi Kartal’a girmeyi başardı. Bir diğer kol Şaşkınbakkal’a geldiğinde buradaki polis barikatını aşarak yoluna devam etti. Fenerbahçe stadyumu önünde kurulan barikattan ise işçilere ateş açıldı. Burada çıkan çatışmada çok sayıda işçi yaralandı. Kadıköy İskelesi civarında da polis işçilere silahla ateş açtı. Açılan ateş nedeniyle ölen işçiler oldu.

16 Haziran’da Gebze, İzmit, İzmir ve Ankara’da da kitlesel eylemler yapıldı.

15-16 Haziran

SIKIYÖNETİM İLAN EDİLDİ

İşçilerin kararlılığının dindirilememesi üzerine İçişleri Bakını, Vali ve DİSK yöneticileri İstanbul’da toplantı yaptı. DİSK Genel Sekreteri Kemal Sülker şu açıklamayı yaptı: “Girişilen tahripkar eylemlerle ilgimiz olmadığını İçişleri Bakanı’na söyledik ve kesinlikle bu tahripkar olayları tasvip etmediğimizi bildirdik. Ayrıca işçilere de radyoda bir uyarma yaparak kötü cereyanlara alet olmamalarını istedik.”

16 Haziran akşamüstünde İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edildi. 21 DİSK yöneticisi gözaltına alınırken, 5 binin üzerinde işçi önderi işten atıldı. Yasa değişikliğine direnen pek çok fabrikanın işçisi üretimi durdurma eylemine devam etti. Bu nedenle bazı sanayi bölgeleri askeri birlikler tarafından denetim altına alındı.

Bu büyük direnişin ardından Mecliste kabul edilen tasarı 16 Haziran’da Cumhuriyet Senatosu’nda gündeme geldi. Tasarı yapılan değişikliklerle Cumhurbaşkanı’na gönderildi. Tepkilere karşın Cumhurbaşkanı yasayı 6 Ağustos’ta onayladı. Bunun üzerine TİP ve direniş üzerine tavır değiştiren CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Mahkeme 8-9 Şubat 1971 tarihinde aldığı kararla yasayı iptal etti. Sendikal yasalardaki değişiklikler ancak ‘80 darbesiyle yapılabildi. (İŞÇİ SENDİKA SERVİSİ)


Öncü işçilere sahip çıkılmalı

Dr. Atilla Özsever
Çalışma Ekonomisi Uzmanı Gazeteci

15-16 Haziran 1970 olaylarına gelinceye kadar özellikle 1960’ların ikinci yarısından itibaren grevler ve fabrika işgalleriyle ivme kazanan bir işçi hareketi söz konusuydu. Dolayısıyla bir çok fabrikada işçiler bu öncü kadrolarla kendi inisiyatifleriyle işyeri örgütlenmesi sürecine girdiler. Mücadeleci sendikacılık anlayışında işleri temsilcilerinin önemli ve belirleyici bir rolü oldu. Hatta 15-16 Haziran Direnişine baktığımız zaman, aktif katılan sendikalı işçi sayısı azdı. Ama bu temsilcilerin geniş işçi kitlesini ve sosyal muhalefeti harekete geçirme yeteneği vardı.

15 16 Haziran

Günümüzdeki sürece baktığımızda özellikle Bursa’da başlayan metal direnişiyle de bir şekilde sendikal bürokrasiye karşı mücadele verildi. İşçi temsilcilerinin önderlik ettiği bir hareket bu. Burada işyeri düzeyinden başlayan mücadele henüz bir üst aşamaya sıçramış değil. Üst aşamaya sıçraması lazım bunun için de sendikal birliktelik gerekiyor.

İşçiler üyesi oldukları Türk Metal’den istifa ettikten sonra kimi işyerlerinde Hak-İş’e bağlı Çelik-İş’e bir eğilim gösterdiler. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş’e de mesafeyle davranıyorlar. Yeni bir işçi sendikasının oluşması konusunda son Anaya Mahkemesi’nin kararıyla belli bir olanak sağlanmış bulunuyor. Yine de bunun kendine özgü zorlukları söz konusu olabilir.

Esas önemli olan nokta şudur. 15-16 Haziran direnişi sırasında 5 bine yakın öncü işçi kadrosu tasfiye edildi. İşverenler bu öncü işçileri kara listeye aldı. Dolayısıyla böyle bir öncü işçi kadrosunun tasfiye edilmesi sonraki süreçte 12 Mart muhtırasına gelen süreçte işçi sınıfının yeterli tepkiyi vermemesine neden oldu. Onun için öncelikle öncü işçilere sahip çıkılması gerekiyor. Hak-İş meselesinin de çok ciddi düşünülmesi gerekiyor. AKP’ye yakın bir konfederasyon ve dolayısıyla yeni bir sendikada mı örgütlenecek başka bir tercihte mi bulunacak çok uzun olmayan süreçte bu tartışmasının sonuçlandırılması gerekiyor. Yoksa işverenlerin saldırılarına karşı durmak güçleşebilir.


En büyük güvence örgütlü fiili mücadele

Doç. Dr. Nilgün Ongan

15-16 Haziran Direnişi Türkiye’de işçilerin bir araya gelerek ortak bir sınıf tavrı belirlemesi halinde neler olabileceğinin görünmesi açısından önemli tarihi bir dönüm noktasıdır. Ve bu direniş aynı zamanda Türkiye işçi sınıfının sendikal barajlara ve barajlı demokrasiye karşı ilk isyanıdır. O dönemde işçiler Meclisteki partilerin mücadeleci sendikal anlayışı ortadan kaldırma anlayışına karşı hangi siyasi partiyi desteklediğine bakmaksızın ortak bir sınıf tavrı belirledi. Bugün Bursa merkezli başlayan metal direnişinde olan da bu. İşçiler sendikal hak ihlallerine karşı bugün de fiili mücadele yolunu benimsedi ve belli kazanımlar elde etti. Patronun verdiği sözlere ve imzaladığı protokole uymaması halinde direnişlerini sürdürüyorlar. 15-16 Haziran’da kısa dönemde kazanım elde edilmemiş gibi gözükse de Anayasa Mahkemesi’nin yasayı iptal etmesinde işçilerin iki günlük direnişi belirleyici olmuştur. Yasal kazanımın ya da kazanılmış hakların mevzuat yoluyla budanmasının önündeki en büyük güvence işçilerin örgütlü fiili mücadelesi. Metal grevleriyle da yasaklar ortadan kalktı, sarı sendika fabrikalardan kovuldu. Bu direniş de kısa dönemde somut kazanımlar getirmiyor gibi gözükse de 15-16 Haziran’da görüldüğü gibi uzun vadede önemli kazanımların yolunu açacak.

Kaynak: Evrensel

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here