Bir Gerici Propaganda Unsuru Olarak Çanakkale Savaşı



Uzun bir süredir 18 Mart, “Şehitler Günü” adı altında burjuva ideolojisinin hamaset ve kahramanlık edebiyatının tüm ahlaksızlığıyla pompalandığı, vatan, millet, bayrak gibi burjuva kavramlarının yüceltildiği bir tarih halini aldı. Anma günü vesilesiyle egemenler tarafından her sene aynı çarpıtma ve yalanlar tekrarlanarak yeniden üretilen burjuva söyleminin elbette günümüzde kendi pratik ihtiyaçları açısından bir karşılığı var ancak biz tarihi burjuvazinin bize anlattıkları üzerinden okumuyoruz, okumayacağız.

 

Yalanlar ve Gerçekler

Çanakkale Muharebesi ile ilgili yapılan egemen tarih anlatısı, Anadolu’yu bölmek ve parçalamak için gelen İngiliz emperyalistlerine karşı Anadolu halkının canını dişine takarak gerçekleştirdiği onurlu bir vatan savunması olduğu yönündedir. Elbette ki Çanakkale’de Anadolu insanının dedelerinin yaşadığı toprakları düşman işgaline karşı savunmak gibi içten duygularla savaştığı bir gerçekliktir. Ancak Çanakkale Savaşı’nı tarihsel ve siyasal gerçekler ekseninde değerlendirdiğimizde bu durum onu bir “anti-emperyalist savaş” bir “haklı savaş”, bir “savunma savaşı” niteliğine sokmamaktadır.

Çanakkale; tıpkı Kafkasya, Sina ve Filistin, Irak, Hicaz-Yemen, İran, Galiçya ve Balkan cepheleri gibi iki büyük emperyalist bloğun birbirine karşı yürüttüğü büyük bir savaşın cephelerinden biridir. Osmanlı imparatorluğu, Almanya ve Avusturya-Macaristan’dan oluşan ittifak devletleri ile Britanya İmparatorluğu, Fransa ve Rusya’dan oluşan itilaf devletleri arasında tamamen emperyal amaçlarla yürütülen bu savaşta emekçi halklar birbirine boğazlatılmıştır. Bu savaşta Osmanlı İmparatorluğunun saldırı kabiliyetini kaybetmesi ve savunma durumuna geçmesi, savaşın kendi topraklarına taşınmış olmasından dolayı bunu bir anti-emperyalist mücadele olarak göstermeye çalışmak açık bir şekilde çarpıtmadır.

Sıklıkla yapılan çarpıtmalardan biri de Çanakkale Savaşı’nın komutanın Mustafa Kemal olarak gösterilmesidir. Oysa Çanakkale’de kurulan 5. Ordunun komutanlığını Alman Mareşal Liman von Sanders yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun savaştığı pek çok cephede olduğu gibi Çanakkale Savaşı da Alman Genelkurmayı tarafından idare edilmektedir. Bir kısmı kurmay Subay olmak üzere yüzlerce Alman askeri de Çanakkale’de bulunmaktadır. Mustafa Kemal ise bu savaşta sadece yarbay rütbesinde bir subaydır. Komutasındaki 19. tümenin gösterdiği başarılar sayesinde dikkat çekmiş ve rütbesi Albaylığa yükseltilmiştir.

Elbette bütün bunları egemen sınıflar da pekala çok iyi bilmektedir. Peki bütün bu çarpıtmalar ve yükseltilen propagandalar neden yapılıyor? Çünkü burjuvazi, yükselteceği ulus devlet ideolojisinin altına bir temel örmek zorundadır. Bir ulusun doğuşunun ve birliğinin kanıtı olan tüm dünyaya karşı bir var olma savaşı verme efsanesi ve elbetteki bir kurucu baba figürü gerekiyor. Oluşturduğu bu mitin etrafında toplamayı başardığı işçi, emekçi halkların ortak çıkarlara sahip bir sınıfın değil, bir ulusun parçası olduğu yanılsamasını yaratmak ve egemenliğini bu yanılsamayı tekrar tekrar üreterek sürdürebilmek. İşte bütün mesele budur.

Emperyalist talandan pay kapmak veya elde kalanların korunabilmesi adına tüm dünyadan ezilen ve emekçi halklar büyük bir propaganda etrafında birbirine kırdırılmışlardır. Bütün bu emperyalist savaşların ezilenler açısından kan, acı ve gözyaşından başka hiçbir karşılığı yoktur. Üstelik bu savaş sürecinde Anadolu’nun kadim halklarından Ermeni halkının büyük çoğunluğu yeni ulus inşaası siyaseti adına yok edilmiştir.

Maalesef günümüzde de emperyalist savaşlar her ulustan ezilen emekçi halkları birbirine kırdırmaya ve büyük acılar yaşatmaya devam etmektedir. Kapitalizm tarihin tozlu raflarına kalkmadığı sürece de bu acılar son bulmayacaktır. İşçi ve emekçiler milliyetçi propagandalarla zehirlenmeyi ve bu haksız savaşların kurbanı olmayı reddedip ortak sınıf çıkarları etrafında örgütlendikçe de bu temenni gerçek olma yolunda en büyük ivmesini kazanacaktır.

Can Taylan Tapar



Demokritos

Yüreklilik, gerçeği aramak ve onu söylemektir. Geçici olarak muzaffer olan yalanın yasasına boyun eğmemektir. Ruhumuzu, dudağımızı ve ellerimizi, aptal alkışların ve fanatik yuhalamaların yansıması yapmamaktır. / Jean Jaures

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
wpDiscuz