Darbe Girişimine Dair Kısa Bir Özet

0
850
darbe girişimi

15 temmuz Cuma günü, ‘Yurtta Sulh Konseyi’ imzasıyla yapılan askeri darbe girişiminin ardından darbeye dair ayrıntılar açığa çıkıyor. Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler, darbe girişimine dair ana hattı ortaya koyuyor, bundan sonraki bilgiler ortaya çıkan bu ana hattın ayrıntıları olacak muhtemelen. Şu ana kadar ortaya çıkan bilgileri 13 maddede toparlayabiliriz.

Darbenin öznesi: Darbe girişiminin merkezinde Fethullah Gülen Cemaati’nin 40 yıl önce orduya sızdırmaya başladığı subaylar var. Bu merkezin etrafında kimi Erdoğan karşıtı subaylar ve ikbal bekleyen başkaca subaylar var. Merkezdeki Cemaatçi subayların rütbeleri Cemaat’in orduya giriş tarihine dair de ipuçları veriyor. Darbenin ardından TSK’daki 358 generalden 149’unun orduyla ilişiği kesildi. Bu generallerin çoğu tuğgeneraldi.

Darbenin başarısızlığının sebebi: Darbenin merkezindeki Fethullah Gülen Cemaati mensubu subayların, darbenin ordu bütünlüğü içerisinde olmaması halinde başarısızlığa uğrayacağını bilmedikleri düşünülemez. Ordu içinde örgütlü olan başka gruplarla anlaşmış olmaları, destek sözü almış oldukları anlaşılıyor. Ancak görünen o ki, destek vereceğini iddia edenler aynı zamanda hükümetle de iletişim halindeymiş ve bir ‘Danışıklı döğüş’ yaşanmış. Cemaatçi subaylar bir yandan, ‘‘Ordu içindeki cemaatçilere 16 Temmuz günü saat 05.00’te operasyon yapılacak’’ diye panik havasına sokulmuş, ‘‘Hazır görevdeyken Erdoğan’ı devirmek için son şansımız’’ havası yaratılmış. Diğer yandan da ordu içinde örgütlü olan diğer gruplar cemaatçi subayları, ‘‘Yanınızdayız, başarabilirsiniz.’’ diyerek kışkırtmış. Cemaatçiler, ‘‘Köprüden önce son çıkış’’  havasına girerek, darbeyi erken bir tarihte yapmak zorunda kalmış. Cemaat dışındakiler, Cemaat’i tasfiye etmek için darbe girişimini kullanmaya karar vermiş, darbenin başarısız olmasını planlamış. Cemaat’i tasfiye etme noktasında başarılı oldukları açık…

Özel Kuvvetler’in ele geçirilememesi: Türkiye Cumhuriyeti’nin işgal edilmesi, büyük bir saldırıya uğraması halinde, Türkiye’yi işgalden koruyacak ana kuvvet olan ve direkt olarak Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olan Özel Kuvvetler Komutanlığı darbecilerin ana hedefiydi. Özel Kuvvetler Komutanlığı, ‘Kozmik oda’ adı da verilen; seferberlik koşullarındaki plan ve düzenleme bilgilerine, işgal durumunda harekete geçecek asker-sivil milis birimlerin listesine, gizli silah, erzak ve ecza depolarının yerlerine, devlet faaliyetlerinin yürütüleceği merkezlere, sığınaklara, el konulacak firmalara ait bütün bilgilere sahip. Adeta devletin omurgasını oluşturan, eski adı Özel Harp Dairesi olan Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın sahip olduğu bilgileri, Cemaat daha önce de ele geçirmeye çalışmıştı. Hatırlarsanız, 2009’da yanlış yerdeki kozmik odaya girmişlerdi.  15 Temmuz gecesi, Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı’nın emir subayı, Astsubay Başçavuş Ömer Halisdemir’in darbeci Tuğgeneral Semih Terzi’yi alnından vurması ve ardından Zekai Aksakallı ile birlikte gelen ekibin, darbecileri etkisiz hale getirmesi, darbecilerden haber bekleyen ordu dışındaki Cemaatçi birimleri de etkisiz hale getirdi. Özel Kuvvetler ele geçirilseydi, şimdi kanlı bir iç savaşın içerisinde olacaktık.

Darbenin başarıya ulaşmamasının diğer sebepleri: TSK’nın büyük bir bölümünün darbeye iştirak etmemesi, TSK’nın içindeki belirli grupların darbeye direnmesi, Türksat Uydusu’nun kapatılamaması ve televizyonların yayın yapması, Erdoğan tarafından halkın sokağa çağrılması, AKP’nin darbe bilgisini erken alıp belirli bir kitleyi örgütlemesi, TBMM’deki dört siyasi partinin de darbe karşıtı açıklamalar yapması, Cemaat’in kitle tabanının zayıf olması, işin içinde ABD’nin varlığının sezilmesi.

Erdoğan’ın darbe hakkındaki bilgisi: Darbeden 5 gün önce, Cumhurbaşkanlığı konutunun da bulunduğu Gökova Körfezi’ndeki Okluk Koyu, İngiliz Limanı ve Değirmenbükü Mevkii’ndeki tüm yatların yerleri, Sahil Güvenlik ekiplerinin kontrolünde değiştirildi.  Darbecilere Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gökova’da kaldığına dair bir mesaj verildi ancak Erdoğan Marmaris’te bir oteldeydi. Ve Erdoğan, 15 Temmuz’daki darbe girişiminden önce 48 saat boyunca bir demeç vermedi, nerede olduğuna dair darbeci yaveri bile bir bilgi edinememişti. Darbe girişimi gecesi, Marmaris’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında olan AKP Muğla Milletvekili Nihat Öztürk, “Darbeciler Tayyip Bey’in Okluk Koyu’nda kaldığını zannetmişler. Orada zaman kaybetmişler. Otele geldiklerinde 45 dakika önce Tayyip Beyi göndermiştik” demişti. Erdoğan’ın darbeden günler önce haberdar olduğu, hazırlık yaptığı ve karşı planı olduğu anlaşılıyor.

Darbede ABD etkisi: Darbe girişiminin ABD’nin bilgisi ve onayı dahilinde olmaması mümkün değil. Fethullah Gülen’in iadesi için ayak sürümeleri, ABD’li bir generalin, ‘İlişki içinde bulunduğumuz generaller tutuklandı’ demesi, darbecilerin ABD’ye daha yakın olduğunu gösteriyor. Ve tabi AKP’nin ‘dönemsel’ uzaklığını da…

AKP-Cemaat ilişkisi: AKP’nin 2002 yılında iktidara geldi ancak devlet içerisinde yeteri kadar kadrosu yoktu. Cemaat yetişmiş insan gücünü AKP’nin hizmetine sundu. AKP Cemaat’ten gelen bu destekle birlikte devlet içerisinde kendisine karşı olan kadrolara karşı ‘En azından Müslümanlar’ diyerek Cemaat kadrolarını kullandı. Cemaat ise başta güvenlik ve yargı organlarında örgütlendi.  Erdoğan Cemaat’in başlattığı, ‘Balyoz ve Ergenekon’ davalarına, ‘‘Savcılık ise evet savcıyım’’ sözleriyle destek verdi. AKP’nin Cemaat’e verdiği desteği geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ şöyle yorumladı, ‘‘2013 yılına kadar Cemaat’e dair muhalefetin eleştirilerini göz ardı ettik. Muhalefet ise 2013’ten sonra bizim Cemaat’e dair eleştirilerimizi görmezden geldi.’’ Bu aslında Cemaat’e 2013’e kadar, yani 11 yıl boyunca verilen desteğin itirafı anlamına da geliyor ve bu 11 yıl Cemaat’in esas palazlandığı yıllar. Ancak bugün, adı Cemaat ile anılan herkes kamu görevinden alınıyor, destek verenler tutuklanıyor, destek veren şirketlere ise el konuluyor. Mesele vatandaşlıktan çıkarmaya kadar gidecek gibi görülüyor.

Ordu içinde ulusalcı-Cemaatçi ayrışması: Ordudaki ulusalcı subayların AKP politikalarından rahatsız oldukları geçmiş yıllarda AKP’ye dönük herhangi bir darbe girişiminde bulunmamış olmasının ana sebebi, ordu içerisindeki cemaatçilerin oranını biliyor olmaları ve Cemaat’in AKP’yle olan ittifakı. AKP, 2013’e dek ordu içerisindeki Cemaatçileri ulusalcılara karşı bir koz olarak kullanmış. Ancak şu durumda orduda cemaatçileri tasfiyesinin ardından kalan subayların hemen hemen tamamının ulusalcılardan oluştuğu söylenebilir.

Darbenin AKP içi iktidar ilişkilerine etkisi: Darbenin ilk gününden beri devam eden, ‘‘Bu darbenin sivil ayağında kimler vardı?’’ tartışmasının AKP içine kadar gideceği görülüyor. Geçtiğimiz günlerde gazeteci Can Ataklı, ‘‘darbe başarılı olsaydı, Ahmet Davutoğlu’nu Başbakan yapacaklardı’’ diye yazdı. Bu tartışmalar doğrultusunda, Erdoğan’ın AKP içerisinde anlaşamadığı isimleri ve grupları yakında ‘darbeci’ diye tasfiye etmesi muhtemeldir.

Darbenin MHP içi muhalefete etkisi: Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında, MHP kongresinin yapılıp yapılmaması hakkında başlayan dayanışma ilişkisi, darbe girişimiyle birlikte daha da arttı. Devlet Bahçeli’nin Meral Akşener’e yönelttiği ‘‘Fethullah Gülen’in çetesi bunlar, MHP’ye sızıyorlar’’ söyleminin, Meral Akşener’in ve Devlet Bahçeli’nin diğer muhaliflerinin tasfiyesine doğru gideceği görülüyor. 

Darbenin TSK’nın dönüşümüne etkisi: Darbe girişiminin ardından TSK’nın hem iç güvenlik hem de dış güvenliğe dönük yapılanması tamamen dış güvenliğe dönük bir hale dönüşecek. Rusya ve İran orduları gibi başka ülkelerde operasyonlar yapabilen bir orduya dönüşecek. İç güvenlik birimleri olan sahil güvenlik ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın yapısı tamamen değişecek İçişleri Bakanlığı’na bağlanacak ve polis teşkilatı gibi çalışacak. Askeri liseler kapatılacak, Harp okullarının işleyişi değişecek. Zorunlu askerlik kısalacak, profesyonel orduya geçilecek. TSK mensuplarının diğer devlet memurlarından ayrıcalıklı tüm hakları ellerinden alınacak. TSK’ya bağlı personel, diğer kamu personeliyle eşitlenecek.

Darbenin Türkiye Rusya ilişkileriyle ilişkisi: AKP’nin çöken Suriye politikasının ardından, dış politikadaki değişikliğin önemli bir göstergesi; Ahmet Davutoğlu’nun Erdoğan tarafından başbakanlıktan alınmasıydı. Rus uçağının düşürülmesinin ardından krize giren Rusya Türkiye ilişkileri,  Erdoğan’ın Rusya’dan özür dilemesiyle birlikte düzelme iklimine girdi. Rusya Türkiye ilişkilerinin düzelmeye başladığı tarih darbe girişiminden yaklaşık 20 gün öncesine tekabül ediyor. Rusya’daki Avrasyacı kanadın baş teorisyeni ve Putin’in baş danışmanı olan Alexander Dugin’e yakın site katehon.com‘da 15 Temmuz’daki Amerikancı darbe girişimi hakkında önemli iddialarda bulunuldu. Söz konusu sitede Andrew Korybko tarafından yazılan analizde ABD’nin bu darbedeki hedefinin iktidarı tamamen devirmek olmasa bile kesinlikle bir iç savaş çıkarmak olduğu iddia edildi. Yazıda şu ifadelere dikkat çekildi: “ABD, Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin yumuşamasına bir cevap vermek zorunda olduğunu hissetti. Bu yumuşama sadece Balkan Akımının diriltilmesini değil Suriye sınırının teröristlere kapatılması ve Amerikan yanlısı ayrılıkçı Kürt militanlarına karşı da bölgesel bir koalisyonun yaratılmasını hedefliyordu. Bunun karşısında uygulan plan ise Melez Savaş (Hybrid War) ya da Türkiye’yi ABD’nin rakiplerinin (Rusya, Çin ve İran) hiçbirinin çok kutupluluk yönündeki hedeflerinde kullanamayacağı bir alana çevirmek amacıyla Türkiye’yi bir kaosa sürüklemektir.”

Darbenin Türkiye’nin Suriye politikasıyla ilişkisi: Darbe girişiminden önce Türkiye’nin Suriye’yle, Cezayir’de görüşmeye başladığı haberi gündeme düşmüştü. Türkiye’nin Rusya ve Suriye’yle yaptığı görüşmelerde arabuluculuk yapan Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de görüşmelere dair açıklama yapmıştı. Darbe öncesi, başlayan görüşmelerin, darbe sonrasında pratikte hızlı sonuçlar vereceği aşikar. Suriye Ordusu’nun Halep kuşatmasını tamamlaması, bu kuşatmaya dair AKP’nin bir açıklama yapmamış olması, Erdoğan’ın bir süredir ‘‘Esed’’ dememiş olması, Halep’te AKP’nin desteklediği grupların teslim olması bu ‘normalleşmenin’ göstergeleri. Muhtemelen Erdoğan, Esad karşıtı politikalarından vazgeçecek; Suriye’de IŞİD’e ve öteki silahlı gruplara olan desteğini kesecek, çıkardıkları petrolü karaborsada satmaktan vazgeçecek, sınırları cihatçılara kapatacak. Bu politika değişikliğinin ABD, İngiltere ve İsrail’i de rahatsız ettiğini eklemek gerek.

Darbenin Rojava’yla ve Kürt sorunuyla ilişkisi: Suriye’de başlayan vekalet savaşının ardından, Kürt yerleşim yerleri IŞİD saldırısına uğramış, Kürt halkı kendi yaşadığı yerleri savunmuştu. Kürt halkı yaşanan saldırıların ardından, Suriye’nin kuzeyinde Afrin, Kobane ve Cizir’de kanton ilan etmiş, Rojava anayasasını kabul etmişti. Son olarak üç kantonu birleştirme çalışmasını başlatmıştı. Türkiye, özellikle Afrin ve Kobane kantonlarının birleşmesine engel olmak istemiş, ‘‘YPG Fırat’ın batısına geçmesin, bu bizim kırmızı çizgimizdir’’ demişti. Türkiye Suriye ile olan 877 Kilometrelik sınırının, PKK ile aynı siyasi çizgideki bir hareket tarafından kontrol edilmesine, bu sınır boyunca adeta bir ‘‘Kürt seddi’’ kurulmasına, Kürt halkının Rojava Federasyonu’nu kurmasına engel olmak istiyor. Bu darbe girişimin arka planında; Türkiye-Suriye-Rusya-İran ilişkilerinin gelişmesinde; ABD ile ilişkilerinin bozulmasında Rojava’nın Türkiye açısından büyük bir güvenlik tehdidi olarak algılandığını söyleyebiliriz. Kürt hareketine yönelik 30 Ekim 2014’te MGK’sında planlanan ve 7 Haziran seçimlerinden sonra devreye sokulan ‘‘Çöktürme planının’’ da Rojava’daki federasyon girişimiyle direkt ilişkisi var. Türkiye’nin güvenlik algısında bundan sonraki dönemde en önemli meselenin yine ‘Bölünme’ kaygısı olacağı görülüyor…

Sonuç yerine: Toplum olarak en büyük şansımız bu alçak darbenin başarıya ulaşamamış olması. Tehlike henüz geçmese de, bir iç savaşın eşiğinden döndük diyebiliriz. Bu darbe girişimiyle birlikte Türkiye’de Siyasal islam’ın büyük bir darbe aldığı, Siyasal İslam’ın tek başına iktidar imkanını kaybettiği, Rusya-İran-Suriye çizgisiyle mutabakat aramak zorunda kalacağı, CHP ve MHP tabanıyla mutabakat sağlamak zorunda kalacağı, Rojava’ya ve Kürt Hareketi’ne karşı daha da saldırgan bir tutum içerisine gireceği söylenebilir. Lakin ABD’nin, Sermaye gruplarının, İsrail’in, Fethullah Gülen Cemaati’nin neler yapabileceği, ekonominin nereye gideceği ise hala meçhul… Türkiye’nin hem içerde hem dışarda salınım içerisinde olacağı ve bu buhranın muhtemelen birkaç yıl daha süreceği görülüyor. (30 Temmuz 2016)

 

Ahmet Saymadi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here